Ana Sayfa Yaşam Her Derde Deva: Keçiboynuzu

Her Derde Deva: Keçiboynuzu

Çerezden pekmez yapımına, hatta kozmetik sanayine kadar geniş bir yelpazede kullanılan ve yetiştirilmesi çok kolay olan keçiboynuzu aynı zamanda doğal bir şifa deposu. Türkiye’de üretimi yaygın olan keçiboynuzuna akademik bir açıklama geldi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Eti, şifa deposu keçiboynuzunun zengin besin içeriği yanında yüksek düzeyde antioksidan maddeler içerdiğini açıklayarak bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahip olduğunu söyledi.

Giriş Tarihi: 24 Şubat 2016 Çarşamba 14:12
Her Derde Deva: Keçiboynuzu

Halk arasında “Harnup” olarak bilinen keçiboynuzunun faydaları ve kullanım alanları saymakla bitmiyor. Akdeniz sahil şeridinde deniz yüzeyinden 600-700 m yüksekliğe kadar olan bölgede doğal olarak yetişen bu bitki, yeryüzünün en eski bitki türlerinden biri. Akdeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerde yetiştiriciliği yapılan keçiboynuzunun en önemli üretici ülkeleri İspanya, İtalya, Fas, Portekiz, Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs.

Türkiye’nin Yıllık Üretimi 15.000 Ton.

Dünyada keçiboynuzu yetiştiren ülkelerin toplam yıllık üretimleri 180.000 ton, Türkiye’nin üretimi ise yıllık 15.000 ton kadar. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Eti, yetiştirme ve kullanım alanlarıyla yararları bakımından keçiboynuzu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

“Yüksek Düzeyde Antioksidan Maddeler İçeren Keçiboynuzu, Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesinde Büyük Öneme Sahip”

Besin değeri yüksek olan keçiboynuzunun çerez şeklinde tüketilebildiği gibi pekmez yapımında da yaygın olarak kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Sinan Eti, aynı zamanda hayvan yemi olarak da kullanılabildiğini söyledi. Prof. Dr. Eti,  “Öğütülmüş keçiboynuzu meyvesinden elde edilen un kakao yerine içilebildiği gibi pasta ve keklerde yine kakao yerine kullanılabilir. Zengin besin içeriği yanında yüksek düzeyde antioksidan maddeler içeren keçiboynuzu, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.

Akciğer Kanserinden İktidarsızlığa, Nefes Darlığından Kemik Erimesine Kadar Birçok Hastalığa Şifa…

Keçiboynuzunun astım, alerjik bronşit ve nefes darlığına karşı etkili olduğu ve eczacılıkta öksürük şurubu yapımında kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Eti, ayrıca sindirimi düzenleyici ve bağırsakları rahatlatıcı özelliğinden ötürü bebek mamalarına da katıldığını ifade etti. Keçiboynuzu bitkisinin yüksek düzeyde kalsiyum içerdiği için çocukların kemik gelişiminde olumlu etkileri olduğunun bilindiğini hatırlatan Prof. Dr. Eti, “Yaşlılarda kemik erimesine karşı önemli katkıları var. Bunun yanında, akciğer kanserini önlemede ve iktidarsızlığa karşı da etkili olduğu ifade ediliyor.” dedi.

Sağlık Alanının Yanı Sıra Gıda Sanayinde de Kullanılıyor.

Sağlık alanında etkileri kanıtlanan keçiboynuzu, gıda sanayinde de oldukça yaygın kullanılan bir bitki. Keçiboynuzu tohumlarının endüstride meyvelerinden daha çok değer gördüğünü bildiren Prof. Dr. Sinan Eti, “Tohumlarından Tragasol adı verilen güçlü bir zamk elde ediliyor. Bu zamkın türevleri kıvam arttırıcı, jelleştirici ve su bağlayıcı olarak birçok işlenmiş gıda maddesinde kullanılıyor. Endüstride ‘Keçiboynuzu Gamı’, ‘Keçiboynuzu zamkı’ veya ‘Keçiboynuzu Sakızı’ olarak da ifade edilen bu madde (E410); dondurma, yoğurt, puding, krema ve peynir gibi süt ürünleri yanında çikolata, şekerleme, jöle, bisküvi, ketçap, mayonez, salça ve soslar, meyve konsantreleri ile işlenmiş et ürünleri, hazır yemekler ve konservelerde yaygın olarak kullanılıyor.” dedi.

Keçiboynuzu Kozmetik Sanayinin Vazgeçilmezi…

Keçiboynuzu sakızının gıda endüstrisi dışında yaygın kullanım alanlarının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Eti, “Krem, losyon ve diş macunu yapımında yoğunlaştırıcı olarak, ayrıca boya, matbaa mürekkebi üretiminde, kağıt üretiminde, pamuklu tekstil ürünlerinde kumaşlara eşit geçirgenlik ve düzgün yüzey elde etmek için ve petrol sondajlarında delme işlemini kolaylaştırmak amacıyla da keçiboynuzu kullanılıyor.” ifadelerini kullandı.

Ülkemizde Hak Ettiği Değeri Bulamıyor.

Keçiboynuzu bitkisinin pek fazla sulama, gübreleme, budama ve tarımsal savaş gibi bakım işlemlerini gerektirmediğini, kolaylıkla yetiştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Sinan Eti her zaman yeşil özelliğinden ötürü çevre kirliliğine, derin köklü olmasından dolayı da erozyona karşı etkin olarak kullanılabilecek bir bitki olduğunu söyledi. Bu kadar özelliği olmasına karşın keçiboynuzu bitkisinin ülkemizde hak ettiği değeri bulamadığını belirten Prof. Dr. Eti konuşmasına şöyle devam etti;

“Bugün için keçiboynuzu meyvesi üretimimizin tamamına yakını doğada kendiliğinden yetişen yabani bitkilerden elde ediliyor. Keçiboynuzu bitkilerinin bir bölümü erkek, bir bölümü ise dişi özellik gösteriyor. Sadece dişi bitkilerden meyve alınırken, erkek bitkiler dişilerin tozlaşmasında görev yapıyor. Kırsal kesimde özellikle meyve vermeyen erkek bitkiler yakacak elde etmek ve arazi kazanmak amacıyla yok ediliyor. Bu durumda, tozlaşıp döllenemeyen dişi bitkiler meyve vermiyor. Bu konuda insanımızın bilinçlendirilmesi ve sadece yabani bitkilerin değerlendirilmesi değil, ticari anlamda yüksek verim ve kaliteli meyveler verebilen aşılı keçiboynuzu bahçelerinin kurulması için yetiştiricilerin özendirilmesi büyük önem taşıyor.”

Prof. Dr. Sinan Eti Danışmanlığında Verimin Yükselmesi İçin Akademik Çalışmalar Yapıldı. Keçiboynuzu bahçesi tesis etmek isteyen yetiştiricilerin karşılaştıkları ilk sorunun kaliteli ve sağlıklı fidan temini olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sinan Eti, fidan elde etmek amacıyla kullanılan keçiboynuzu tohumlarının sert olduklarından zor çimlendiğini, aşıyla çoğaltmada da başarı oranının çok düşük olduğunu savundu. Bu soruna yaklaşım sağlayabilmek amacıyla danışmanlığında yürütülen bir doktora çalışmasında keçiboynuzu fidanının değişik yollarla çoğaltılması üzerinde araştırmalar yapıldığını da hatırlatan Prof. Dr. Eti yapılan bilimsel çalışma hakkında şu bilgileri verdi;

“Bu çalışmada aşıyla, çelikle ve tohumla çoğaltma yöntemleri yıl boyu yapılan uygulamalarla incelendi. Aşıyla çoğaltma denemelerinde  “Yama”, “Yonga” ve “T” aşı tipleri yılın her ayında denenmiş ve sonuçta nisan, mayıs ve haziran aylarında yapılan “Yama” ve “Yonga”  aşı tiplerinde %100’e yakın aşı tutma başarısına ulaşıldığı belirlendi. Çalışmada ayrıca, “Çelik” adı verilen ve üzerinde 3-4 göz (tomurcuk) bulunan dal parçalarının köklendirilmesi yoluyla fidan eldesi incelendi. Bu çalışmalarda mayıs ve haziran aylarında alınarak dip kısımlarına 1 litre suda eritilen 8 gram (8000 ppm) IBA (Indol Butirik Asit) uygulanan çeliklerde yüksek düzeyde köklenme başarısı elde edildiği belirlendi. Tohumla çoğaltmada ise 3 saat süreyle 40 oC ılık suda bekletildikten sonra tohumların daha yüksek çimlenme başarısına ulaştıkları saptandı. Bunun dışında tohumların 40 gün süreyle +4 oC steril nemli kumda bekletildikten sonra da çimlenme başarısının arttığı belirlendi.”


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Ç.Ü’de Restoratif Diş Tedavisi Kliniği

Ç.Ü’de Restoratif Diş Tedavisi Kliniği

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık