Fikret Yeni
Zeydan Karalar
Dr. Sümer Öztanrıöver

AŞKINIZ SEVGİYE DÖNÜŞSÜN‏


Dr. Sümer Öztanrıöver
10 Şubat 2014 Pazartesi 19:31

Sevgi tohum
Saygı toprak
İlgi de sudur.
Birbirinize çok yakın durduğunuzda güneşi kapatırsınız.
Doyumlu birliktelikler biraz mesafe gerektirir.

14 Şubat’ı Sevgililer Günü olarak kutladık. İnsanlar bu günü genellikle Aşıklar Günü olarak kutluyorlar, çünkü aşkı ve sevgiyi birbirine karıştırıyorlar. Aşk, partnerinize karşı hissettiğiniz, içinde cinselliği de barındıran, yoğun yaşanan, mantığınızı kör eden duygular selidir. Araştırmalar aşkın en uzun ömürlüsünün 2 yıl olduğunu söylüyor. Eğer kavuşamazsanız bir ömür boyu sürebilir.

Aşk sarhoşluk gibidir, eninde sonunda biter. Oysa sevgi, kalıcı olandır, oturaklıdır. Aşk gibi sulu değildir. “Seni seviyorum” sözcüğünü yerli yersiz kullanmaz, ağzına sakız yapmaz. O, en güçlü ifadesidir. Bir kez duysanız iliklerinize kadar hissedersiniz.

Aşkı canlı tutmaya çalışmak, vazodaki bir çiçeğin ömrünü uzatmaya benzer. Eninde sonunda solacaktır. İyi haber şu ki Sevgi Bitkisi ömür boyu, hatta ölümden sonra da var olmaya devam eder.

Şimdi sevgiyi bir tohum olarak düşünelim. Saygıyı toprak. İkisi buluştuğunda bir şeye daha ihtiyaçları olacak o da su; yani ilgi.

Sevgi bitkisini yetiştirmek için yapmanız gerekenler: Sevgi tohumunu saygı toprağına ekin. İlgi suyuyla ihtiyacı kadar sulayın. Sevgi bitkiniz mutlaka yeşerecek. Ancak başka bir şeye daha ihtiyaç var: O da güneş.

Hayat kaynağımız güneştir. Başka biri güneşimiz olamaz. Olsa olsa güneşimizi engeller. Birlikteliklerde çok yakın durmak, birbirinize gölge etmenize yol açar. İlişkiniz gelişip büyüyemez. İlişkide iki ağaç gibi olmalısınız. Ne çok yakın, ne çok uzak. Kendi bireysel varoluşunuz olmalı.

Genellikle yaşanan ilişkilerde, sevilen kişi hayatın merkezine konuyor, hayat kaynağı haline getiriliyor. Zannediliyor ki hayatını adamak, sevgiyi ve bağlılığı artırır. Oysa tam tersi oluyor. Siz emek edip karşınızdakine kendinizden fazla değer verdiğinizde, o size değer vermemeyi öğreniyor. Ödün vermek, karşınızdaki kişinin istediği gibi olmak, sizi yok ediyor. Başlangıçta ona çekici gelen siz, olmadığınız bir şeye dönüşüyorsunuz ve ona artık çekici gelmiyorsunuz.

Kıskançlık, aşkın olmazsa olmazı zannedilen, yakıcı ve yıkıcı bir duygudur. Kıskançlık, aşkın tezahürü değil, kendine güvensizliğin göstergesidir. Hafif derecelerde olması kabul edilebilir. Ancak fazla olduğunda, kıskanılan  kişiden kaynaklanmadığını bilmek çok önemlidir.

Kıskanan kişi “Çok seviyorum, onun için kıskanıyorum” der ve sevilen kişiyi değiştirmeye zorlar. Kıskanılan kişi, kendini sınırlayarak kıskançlığı yok etmeye ve masumiyetini kanıtlamaya çalışır. Bu durum kıskançlığı besleyecektir. Yapılması gereken ise savunma yapmamak, rapor vermemektir. Çünkü savunma yaptığınızda suçlu muamelesi görürsünüz. Güvensizlik üzerine ilişki kurmak, fay hattına ev yapmaya benzer. Kıskançlık sona ermiyorsa, ilişkiyi bitirmek güvenliğiniz için daha hayırlı olabilir.

Sevgililer Günü dediğimizde sadece karşı cinsten birini düşünmemek gerekir. Sevgili, sevdiğiniz bir şeydir. Sevgili; çocuğunuz, arkadaşınız, aileniz, beslediğiniz hayvanınız, bitkiniz, doğa, yaratıcınız olabilir. Hiçbir şey bulamadınızsa hayattaki en değerli varlığınızla tanışın; hemen şimdi aynaya bakın, sonra da gidip bir çiçek alın. Sevgi dolu bir dünya için önce kendinizi sevin.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık